4 Ocak 2011 Salı

2010 yılının en iyileri belli oldu

Atasözlerini ve Deyimleri (ve bazı Söz öbeklerini de) Sevenler Cemiyeti, 2010 yılının en iyi eşlemelerini seçti. Seçimleri geçen hafta tamamlayan cemiyet, tek kararsız üyesi olan Perçem'in 3 tane seçimi 1,5 haftadır yapamaması sonucunda onun tercihleri olmadan sonuçlarını açıklama kararı aldı ancak bu metnin yazıldığı sırada seçimlerin elimize ulaşacağına dair medyaya yayılan dedikodular henüz netlik kazanmadı.

Yarışma kapsamında her yazara diğer yazarların her birinden 3 kategoride ayrı ayrı ödüller verildi: En Komik Eşleme, En Güzel Eşleme ve En Kel Alaka Eşleme. Kel Alaka söz öbeğine de eşleme arayan yazarlar için eşeğin sudan gelmesi bekleniyor ancak ona da bir eşleme bulunamadığından şimdilik tüm çabalar aşırı başarısız ilan edildi.

Ve beklenen an geldi, işte ilk ödüller:

Ali'nin görüşüyle Düd'ün En:

Komik Eşlemesi:
23.12.10 Kıçı tavana vurmak
Sitenin konseptiyle ilgili olmayan bir deyimi, kurallardaki esneklikleri değerlendirip arka kapıları iyi kullanarak okuyucuya sunan, bu esnada silah arkadaşının gönlünü de hem nüktedanlığı hem de şirinliğiyle alabilen bu benzersiz yazısı için kendisine 10 üzerinden 9,5 veriyorum. 0,5 puanı da nazar değmesin diye kestim. Lisedeki hocalarım bana hep 99 verirlerdi, 100 verip de nazar değdirmemek için. Çok zekiydim ben.

Güzel Eşlemesi: (Yazar (Ali) burada edebiyat anlamında döktürse de matematik alanında bir bok bilmediğini açıkça göstermektedir. 9.9.09 da evlenmek isteyen Çinli kızlar gibi 2010'un en iyileri seçmesine 2009 yılından bir eşleme seçmesini ancak Mart ayına yaklaşıyor oluşumuzla açıklayabiliyorum - Düd)
9.9.09 Kitabına uygun
1 yıldan uzun bir süre önce yazdığı bu eşleştirmesinde Düd arkadaş, henüz zincirlerini kırmamış dikkat ederseniz. Etliye sütlüye karışmadan, eşleştirmesinin anlamını verip hemen sıvışmış. Bir espri denemesi, bir zekâ gösterisi yok. Pırıl pırıl, sade. O zamanlar sanırım benden daha çok korkuyordu. Sonradan çenesi açıldı. Şüphesiz ki onların sonu cehennemliktir.

Bunu buraya almamın sebebi ise, sitenin konseptine uygun olan ve beni oldukça şaşırtıp sevindiren bir eşleştirmeyi bulmuş olması. Kendisini tebrik ediyorum, 99 veriyorum.

Kel Alaka Eşlemesi: (Bu eşleme ile anlıyoruz ki yazar blog 10 yıllık olsa 2010'un en iyilerine 2001 tarihli eşleme seçecekmiş - Düd)
25.08.09 Havlayan köpek ısırmaz
Adam kendi koyduğu bağlantıya bile bakmaya üşeniyor. All bark and no bite, İngilizcede çok konuşup hiçbir icraate geçmeyenler ya da çok sert konuşsa da oldukça mülayim tabiatlı insanlar için kullanılıyor. Bizse, korkutmak için bağıran birinin aslında bir bok yapamayacağını söylemek için kullanıyoruz. Yani, eşleşme birebir değil. Hazret uydurmuş. Öyle ki, İngilizce deyimin aslında ne anlama geldiğini bile yazmamış. Sadece motamot çeviriyi vermiş. Bu ne oğlum, kafan mı iyiydi o zamanlar? Ama iyi uydurmuş. Bu çabası için 0,5 veriyorum, sen ilk kategoriye eklersin, toplamda 100 olursun.

Düd ödülünü alırken. Yaşadığı mutluluk tarif edilemez.

Ve sırada Düd'ün Ali için seçtiği ödüller var.

Düd'ün görüşüyle Ali'nin En:

Komik Eşlemesi:
25.12.10 Gülmekten yerlere yatmak 
Size çok komik gelmeyebilir ancak yazarın burada bana özel yaptığı açıklama (Türkçem zayıf olduğu için abim olarak bana hep kanat germiştir bu Ali) beni çok güldürmüştür. Gerisi için ancak zorlama diyebilirim. Zira buna söz öbeği bile denmez sayın Ali, 10 yıllık roflı aldın bu blog kapsamına soktun ya, 4chan başına yıkılsın. O nedenle sana puanım komiklik için 8, eşleme için 3.

Güzel Eşlemesi:
7.12.10 Açık yürekli 
Aslında eminim, arasam daha iyi eşlemelerini de bulurum mendebur Ali'nin ama nedense sevdim ben bu deyimi. "İçi dışı bir olmanın, her iki kültürde de, yaşam kaynağı olan "kalbin" açıklığı ile nitelendirilmesi bence ilginç ve güzel bir nokta." noktası beni de etkiledi. Ancak yazarın Türkçe açıklamayı yaparken kısaca içi dışı bir olmak demek yerine yabancı kelimeler süslü entel bir tanıma kaçması kendisine vereceğim puanı düşürüyor. Üzülerek sana puanım 8 diyorum Ali.

Kel Alaka Eşlemesi:
19.11.10 Pişmiş aşa su katmak
Yani Ali'ciğim, zorladığını kendin de kabul ettiğinden çok yüklenemiyorum ama bana kafan güzel derken senin kafan nasıl acaba? Yani pişmiş aşa su katmakla bir şeyin üstüne soğuk su dökmeyi nasıl bağdaştırdın, eş anlamı atasözleri, deyimler ve söz öbekleri bitti mi ki böyle kasıntı eşlemelere geçtik? Hani bunlara anca seneye başlayacaktık? Şimdi ikisinde de su var diye (pişmekten sıcak-soğuk da bağlarsın sen gerçi) eşek sudan gelince, eşeğin bir tarafına su kaçırmak, aynı derede iki kere yıkanılmaz falanı da mı pişmiş aşla bir tutalım (eneee, aynı derede iki kere yıkanılmaz bildiğin eşleme.. Gerçi o ünlü birinin sözüydü aslında sanki..)? Bu eşleme için sana puan dahi vermiyorum. Hiçbir yere ekleme, kal öyle ortada.


Ve sıra büyük yazar Perçem'de. Kendisi seçimleriyle birlikte özür mahiyetinde gönderdiği bir paket çikolatının içine şu notu tıkıştırmış:
Düd & Ali kopradkşını Ak Lınyo Lubir'in en yeni üyesi olarak
Kendin Pişir Kendin Ye 2010 finalistlerini açıklıyorum:

Perçem'in görüşüne göre Düd'ün En:

Komik Eşlemesi:
27.12.10 Kraldan çok kralcı olmak
Görsel destekli bu süpersonik eşleşme beni benden almıştır. Bulunmaz
"nimet" gerçekten.

Güzel Eşlemesi: (Üzüm üzüme baka baka kararır demişler (var mı eşlemesi?), Perçem de 2010'un en iyilerinin 2009'u da kapsadığını düşünenlerden, blogdaki tek zeki yazarın ben olduğu böylece kanıtlanmış oldu)
18.11.09 Samanlıkta iğne aramak
Anlatım, eşleşmenin uyumu ve de örnekli açıklamalarla bu payeyi almaya
hak kazanmıştır.

Kel Alaka Eşlemesi:
24.09.09 Göz kulak olmak
Yamuluyorsam düzeltin ama verilen İngilizce karşılık olan keep an eye
on bizde daha çok gözü üstünde olmak, denetlemek anlamına gelmektedir (Yahu ben çok farklı bir şey mi dedim, pimpirikli -Düd).

Perçem'in görüşüyle Ali'nin En:

Komik Eşlemesi:
19.11.10 Pişmiş aşa su katmak
Örnek cümle. Bu kadar. Yerlerdeyim.

Güzel Eşlemesi: 
14.12.10 Aynı gemide olmak
Kesinlikle çok şaşırtıcı. Her iki kültürde de deniz üstünde olmanın
eşit şartlarda olmaya karşılık gelmesine dikkat çekmesi bakımından
takdire şayan.

Kel Alaka Eşlemesi:
9.3.10 Omuz silkmek
Her iki kültürde de önemsememek anlamına gelmesi blogda yerini bulsa
da bu bir deyim değil, jesttir. Söz konusu burun kıvırmak olsaydı,
gerek etiketleme gerekse açıklama olarak daha yerinde olacaktı. Bunu
bilir bunu söylerim.


Ve sıra geldi sona sakladığımız Perçem'in ödüllerine. Bu seçim çok zor olduğundan Ali bir akşam bizim eve geldi, oturduk bir büyük rakı devirdik, Ali bir ara içinde balık olmaya çalıştı ama fotoğraflayamadım, sonra saatlerce tartıştık ve çok uzun tartışmalar sonrasında Perçem'in üç ödülünü de bu blogdaki tek eşlemesine vermeye karar verdik.

Ali ve Düd görüşüyle Perçem'in En: 

Komik, Güzel ve Kel Alaka Eşlemesi: 
22.11.10 Son gülen iyi güler
Bu eşlemeyi seçtiğimizde aklımıza gelen ilk şey "bu daha önce bizim aklımıza nasıl gelmedi lan?" oldu tabii ki. Sonra Amerikalıların asla bu kadar uzun bir cümle kurmayacaklarını farkettik ve rahatladık. Bir de ben -Düd- bu deyimin "revenge is a dish better served cold"a (intikam soğuk yenen bir yemektir gibilerinden bir şey) daha yakın olduğunu düşündüğümü ortaya koydum ancak Ali o aralar henüz solungaç çıkaracak kadar evrimleşemediğinden ölmüştü. Bundan sonra blogda sadece ben yazacağım, Perçem de senede bir bir şeyler karalar artık.

Ödül töreni sonrası büyük yazarlar bir arada.

Bu blogdaki tüm yazıların toplamından daha uzun olan bu yazıyı sonunda yazabilmiş ve daha da önemlisi bitirebilmiş olmanın mutluluğu ile bu akşam muhteşem bir uyku çekeceğim çok sevgili okur. Dilerseniz ben uyurken siz de bizimle en sevdiğiniz eşlemeleri paylaşın, sinerji olsun. Ali'ye öykündüm yabancı kelime kullandım. Evet.

Seneye görüşmek üzere, eşlemelere devam.

27 Aralık 2010 Pazartesi

Kraldan çok kralcı olmak

Kraldan çok kralcı olmak, bir şeyi o şeyi bulan/ortaya koyan insandan daha çok savunmak, o kişiye yalakalık yapmak anlamında kullanılır. Muhteşem TDK'ye göre (farketmemiş olanlar için: İroni yapıyorum) birinin davasını ondan çok savunur olmak da demekmiş. Ülkemizde örnekleri bolca olduğundan örnek verme gereği duymadım.

Deyimimizin İngilizcesi more royalist than the king (more: daha fazla, royalist: kralcı, kral yanlısı, than: burada -den -dan anlamında, king: kral). Çevirisi de anlamı da birebir aynıdır.

Bu deyim ayrıca başka dillerde de mevcut
Fransızca: plus royaliste que le roi 
Almanca: katholischer als der papst 

Google Görsel Arama'da Kraldan çok kralcı için çıkan ilk sonuç.

Deyimi gönderen Ahmet Arkın'a buradan teşekkürü borç bildim, nihayet bana da birileri bir şeyler gönderiyor, Ali'nin yanında ezik kalmıyorum, mutluyum.

25 Aralık 2010 Cumartesi

Gülmekten yerlere yatmak

Bunu da açıklatmayın bana. The Dude için açıklayabilirim gerçi, o pek bilmiyor Türkçeyi: Bu ifade, fasulyeyi çok yiyen tekir kediler için kullanılıyor.

İngilizcesi de çok benziyor, ama aynı değil: rolling/falling on the floor laughing (falling: düşmek / rolling: yuvarlanmak, on: üzerine, floor: zemin/yer, laughing: gülmek). Tam çevirisi "gülerek yere düşmek/yuvarlanmak" anlamına geliyor. Aynı insani durumu anlatıyor, ama iki dildeki söz öbekleri arasında çok küçük bir fark da yok değil. Bence göz ardı edilecek bir fark. Önemli olan şey, aşırı gülme eyleminin her iki kültürde de insanın kendini yere atarak gösteriyor olması. Bence bu, her şeye değer. Bir de rakı şişesinde balık olsam.

falling on the floor laughing

23 Aralık 2010 Perşembe

Kıçı tavana vurmak

Öncelikle: Kişisel blogum olsa sorun değil de Ali'ciğimle beraber yürüttüğümüz bir blog olduğundan böyle ayıplı bir başlıkla giriş yaptığım için kusura bakmayın. Gerçi Ali de muhtemelen "de canım n'olacak" diyecektir (kendisi benden daha terbiyesizdir). Bir diğer sorun ise bu söz öbeğinin site konseptine tam olarak uymaması ama onu şimdilik ciddiye almıyoruz.

Aslında sizin de bildiğiniz üzere, kıçı tavana vurmak çok sevinmek, çok mutlu olmak demek. Bir de şaşkınlıktan ne diyeceğini bilememek demekmiş ancak bu bağlamda kullanıldığını hiç duymadım.

Öbeğimizin İngilizce karşılığı hit the roof/ceiling ((to)hit: vurmak, roof/ceiling: çatı/tavan). Yani tavanı vur gibi bir çeviriye sahip oluyor ama başına s/he koyarsanız tavana vurdu anlamına geliyor. Anlamı ise çok sinirlenmek (yani site konseptiyle alakası yok). Yani daha kibar olmasına rağmen bizdekinin aksine olumsuz bir anlamı var. Gerçi çok sinirlenmeyi anlatırken gavurlar "go/going/went apeshit" demeyi tercih ediyorlar, bu da maymun bokuna gitmek gibi saçmasapan bir çeviriye sahip (maymunların çok sinirlenince birbirlerine boklarını atmalarından geliyor olabilirmiş) ama o konuya girmiyoruz. Ali dövme, aklıma geldi yazmam gerekliydi.

hit the roof

19 Aralık 2010 Pazar

Sudan çıkmış balığa dönmek

Kişinin, daha önce başına gelmeyen bir durumda kalarak ne yapacağını bilememesi.

Aynı durum İngilizcede de aynı şekilde belirtiliyor: fish out of water (fish: balık, out of: dışında, water: su). Suyun dışındaki balık anlamına gelen bu ifade, aynı anlama işaret ediyor. Balığın sudan çıktığındaki çaresiz durumu, ataları, her iki kültürde de benzer bir sonuca götürmüş.

fish out of water

14 Aralık 2010 Salı

Çetin ceviz

Aşılması zor bir durumu niteler bizim çetin ceviz. Bu sorgulanmakta olan bir insan da olabilir, çözülemeyen bir matematik sorusu da.

İngilizler buna tough/hard nut to crack (tough: zorlu, çetin, hard: sert/zor, nut: sert ve kabuklu yemiş (to) crack: çatlatmak/kırmak). Kırması zor ceviz/fındık/fıstık gibi bir çevireye sahip oluyor ve birebir aynı anlama geliyor okur bu.

Kusura bakmayınız Ali bana "Türkçen hâlen kötü" dediği için moralim bozuk, böyle tatsız tutsuz yazdım. Türkçe bilmiyorum nasıl olsa, istesem de daha iyisini yazamazdım zaten (ağlayan surat).

tough/hard nut to crack 

Rusçası da varmış okurlar bunun o da şuymuş: крепкий орешек. Anlayan varsa bize de anlatsın, hep biz hep biz nereye kadar..

Aynı gemide olmak

İyiliğin de kötülüğün de herkes için eşit olduğunu çünkü şartların herkes için aynı olduğunu belirtir.

İngilizcedeki karşılığı da oldukça yakın: be in the same boat ([to] be: olmak, in: içeride, same: aynı, boat: gemi/tekne). Ne yakını yahu, aynıymış: "aynı gemide/teknede olmak." Anlamı ve söz dizimiyle de birebir aynı. Böyle bir deyim için, her iki kültürde de karada ya da havada değil de, denizde giden bir taşıtı seçmek gerçekten ilginç. Çeviri değilse, çok heyecanlı ve güzel bir ortaklık anlamına geliyor.

be in the same boat

9 Aralık 2010 Perşembe

Dünkü çocuk değilim!

Bir kişinin, söylenen sözlere ya da durumlara karşı kolayca kanmayacak kadar deneyimli ve yetişkin olduğunu göstermek için kullandığı ifade.

İngilizcede de çok çok benzer bir şekilde söyleniyor: I wasn't born yesterday (I: ben, born: doğmak, yesterday: dün). Tam çevirisi "Ben dün doğmadım" olan bu ifadenin işaret ettiği anlam, bizimkiyle tamamen aynı. Doğum konusundaki benzer söyleyiş, duruma ilginçlik katıyor. Bence tabii.

I wasn't born yesterday!

7 Aralık 2010 Salı

Açık yürekli

İçinden geçenleri filtresiz bir şekilde, sonunda ne olacağını düşünmeden açıkça söyleyen ve bu şekilde davranan kişileri nitelemek için kullanılır.

İngilizcede bu kişilere şöyle deniyor: open-hearted (open: açık, heart: kalp). Çevirisi, bizim Türkçe deyimimizle birebir aynı. İçi dışı bir olmanın, her iki kültürde de, yaşam kaynağı olan "kalbin" açıklığı ile nitelendirilmesi bence ilginç ve güzel bir nokta.

open-hearted

4 Aralık 2010 Cumartesi

Gözden ırak olan gönülden de ırak olur

Görmediğimiz insanlara karşı sevgimizi ve ilgimizi kaybedebiliriz, onları unutabiliriz, bizler çünkü hayırsızız.

İngilizcesinde ise şöyle bir karşıtlık var: out of sight, out of mind (out of: dışında, sight: görüş mesafesi, mind: zihin). Çevirirsek, "görmediğiniz kişiler unutulur" mânâsında bir öz var. Aslında, anlam olarak bizim atasözümüzle birebir aynı ancak anglosaksonlar, gönül yerine zihin sözcüğünü tercih ediyorlar. Biz aşklı meşkli Akdeniz toplumu olarak gönüle gönül koymuşken ve unutacak olmayı, kalbe bağlarken, bu soğuk batılıların aklı fikri raasyonellikte, akılda fikirde.

out of sight, out of mind

2 Aralık 2010 Perşembe

Tahtaya Vur -2-

Aslında tahtaya vur söz öbeğini daha önce incelemiştim. Ancak ben bugün hiç de incelememişim gibi tekrar inceledim, üstelik de öncesinde "yazıldı mı la bu" diye arama da yapmıştım.. Baktım ki yeni tanımım daha güzel, üstelik çok güzel yeni bir kaynak da bulmuşum, yayımlıyorum, bu da bir ilk olsun. Bu aralar hep ilkleri gerçekleştiriyoruz falan.. Umarım kimse beni dövmez (evet, Ali'den korkuyorum).

Kendimi aşıyorum, riski alıyorum ve diyorum ki "artık bunun da ne demek olduğunu açıklamama gerek yok herhalde?". Tamam tamam, nazar değmesin, aman ağzından yel alsın, tahtaya vur da çocuğun kaderi değişmesin vs. vs. gibi bir anlama gelir. Böyle saçmaladım ama bence siz anladınız.

İngilizcede bu öbek knocking on wood olarak geçer, ancak konuşma dilinde knock on wood (knock(ing): vur(mak), on: üzerine/üzerinde wood: tahta) kullanılır (eski tanımıma göre touch on wood da varmış). Knock on wood Türkçesi ile birebir aynı çeviriye ve anlama sahiptir. Ayrıca bu söz öbeğinin yeryüzündeki 32 milyon dilde daha kullanıldığını az önce öğrendim, aşağıdaki uzantıdan onları da inceleyebilirsiniz.

Knocking on wood

Hamiş: Bana kimse bir bok göndermiyor, yine kendim buldum. Gerçi Kevin Smith bir podcast'ta söyledi oradan aklıma geldi. O zaman ben de ona teşekkür edeyim.

1 Aralık 2010 Çarşamba

Kafa kafaya vermek

Birkaç kişinin biraraya gelip bir sorun çözüm üretmek için yardımlaşması, fikir alışverişinde bulunması.

İngilizcedeki amcalarımız, teyzelerimiz buna şöyle demişler: put heads together (put: koymak, head: kafa/baş, together: birarada). Tam çevirisi "kafaları biraraya getirmek" oluyor. Anlamı da aynı, dizilişi de aynı.

put heads together

Hamiş: Bunu da Selen gönderdi, sağ olsun. Bir de düzelti yaptı. Ben geçen gönderdiği deyimde, onun Eski Yunanca'da yüksek lisans yaptığını söylemişim. Değil efenim. Eski Yunanca, lisans eğitimini aldığı yer. Yüksek lisansını Eski Çağ Tarihi'nde yaptı. Gözlerinden öperim.

28 Kasım 2010 Pazar

Alman usulü

Herkesin kendi hesabını ödediği bir lokanta/kafe âdeti.

İngilizlerde ise buna şöyle deniyor: Dutch treat (Dutch: Hollandalı, treat: ısmarlama/davranmak [burada yazılamayacak kadar çok anlamı var]). Anlam birebir aynı, tek farkı ise, biz bu yükü Almanlara yıkarken, İngilizler Hollandalılara yıkmış.

Dutch treat

Hamiş: Egem'e çok çok teşekkürler. Kendisi bu ulvi benzerliği nereden bulduğunu açıklarken şöyle diyor: "Yemek ısıtırken cnbc-e'de başlayan despırıt hausvayfs'ta müçemmel bir ekspreşın duydum."

26 Kasım 2010 Cuma

Ne pahasına olursa olsun

Bir amaca ulaşmak için, sonuçları ne olursa olsun her türlü zorluğu göze almak anlamına gelir

İngilizcedeki kardeşlerim bu deyimi şöyle kullanıyorlar: at all costs (at: -de/-da, all: her/tüm, cost: maliyet/eder/paha). Birebir çevirirsek "tüm maliyetlerde" gibi saçma sapan bir karşılığa denk geliyor, ancak İngilizce düşünme mekanizmasını harekete geçirdiğinizde, bizim deyimimizle aynı algı noktasına hitap ettiğini fark ediyorsunuz. Ben size İngilizce düşünemezsiniz demedim.

at all costs

(Bu da mı gol değil The Dude ve tehlikeli fasulye? Ha, bu da mı gol değil?)

23 Kasım 2010 Salı

Çocuktan al haberi

Çocukların; saflıklarıyla yetişkinlerin kurallı dünyalarından ayrıldıklarını ve kemiksiz doğruyu göz önüne serebilen bakış açılarını anlatan ifade.

Bu seferki karşılığımız Latinceden geliyor: ex ore parvulorum veritas (ex: -den/dan, ore [os]: ağız, parvulus: küçük çocuk / parvulorum: çocukların, veritas: gerçek). Birebir olarak çevirdiğinizde, "gerçek küçük çocukların ağzından çıkar" oluyor.

ex ore parvulorum veritas

Hamiş: Eski Çağ Tarihi yüksek lisans sahibi Selen'e çok teşekkürler. Bizi yalnız bırakmadı. In vino veritas!

22 Kasım 2010 Pazartesi

Aynı bokun laciverdi

Farklı bir şey söylüyormuş gibi davranıp aslında aynı şeyi başka sözcüklerle ifade eden kişiler ya da iki farklı yöntemin aynı sonuca götürdüğü durumlar için kullanılır.

İngilizcedeki karşılığı da aslında ilginç. Birkaç farklı şekilde kullanılabiliyor: same shit different day / same shit different smell / same shit different setting ya da same shit different asshole (same: aynı, shit: bok, different: farklı/başka, day: gün / smell: koku / setting: yer/mekân / asshole: göt deliği). Sırayla çevirirsek eğer, aynı bok başka gün / aynı bok farklı koku / aynı bok farklı mekân / aynı bok farklı göt. Anlam olarak aslında her biri aynı değil. Biz, kişiler ya da olaylar söz konusu olduğunda, her durum için aynı bokun laciverdi diyebiliyoruz, ama onlar farklı deyim kullanıyorlar. Örneğin, bir olay için same shit different day denirken, bir kişi hakkında konuşurken same shit different asshole deniyor.

same shit different ...

Hamiş: Bu boklu güzel bilgi için Sinem'e teşekkürler. Katkılarını her zaman bekliyoruz.

Son gülen iyi güler

Bir işin sonunu görmeden sevinmemek gerektiğini belirten bu veciz sözde, ancak işin sonunda başarı sağlanmışsa sevinmenin kişinin selameti açısından daha iyi olacağı vurgulanır. Evet.
Ve evet, öhöm, blogun İngilizce dışındaki ilk eşleştirmesi geliyor:

ride bene chi ride l'ultimo (ridere: gülmek, bene: iyi, chi: her kimse, ultimo: son, nihai).
Ama illa İngilizcesi de olsun isterseniz, hemen efenim, buyursunlar:

the one who laughs last laughs best
Hemen çarpanlarına ayıralım:
(to) laugh: gülmek, last: son, en sonunda, best: en iyi (şekilde)
Birebir anlam, birebir kullanım! Ak lınyo lubirdir a dostlar, aklınyolubirdir!

ride bene chi ride l'ultimo

the one who laughs last laughs best

19 Kasım 2010 Cuma

Çürük yumurta

Güvenilmez, kötü insanları tanımlamak için kullanılır.

İngilizcede de buna karşılık bir şey var: bad egg (bad: kötü, egg: yumurta). Aynı anlamda kullanılıyor, hiç merak etmeyin. Yumurta her yerde yumurta.

bad egg

Not: Bu deyimi bize ileten Perçem'e çok teşekkürler. İlk misafir deyimimizi almış olduk. Sağ olsun.

Gaza Geliyoruz, Geldik!

Hiçbir şey yokken, belli bir dürtüyle âniden işe koyulmak anlamına gelir.

İngilizce karşılığını bilmiyoruz. Amacımız da onu yazmak değil zaten. Biz şey, artık daha aktif olmaya karar verdik. Artık haftada en 1-2 tane deyim gönderebiliriz sanıyoruz. Takip etmek isterseniz birer de sosyal ağ hesabı açtık:

Twitter (twitter: aynı zaten değişmiyor, hıhı evet)

Görüşürüz.
Ali ve The Dude

Not: Özellikle İngilizce dışındaki dillerde katkı yapmak isterseniz çok memnun oluruz. İngilizceye de kapımız açık tabii.

Pamuk ipliğiyle bağlı olmak

Her ne kadar pamuk ipliğini sert bir ip olarak bilsem de (olmaya da bilir tabii, bilen biri bizi aydınlatsın) bir şeye pamuk ipliğiyle bağlı olmak deyimi, TDK Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü'ne göre  "pamuk ipliğiyle bağlanmak *" demekmiş. Kaynak olarak bu sözlüğü neden kullanmadığımı anlayabilmişsinizdir. Kendilerini bu yaratıcı açıklamalarından dolayı tebrik ettikten sonra gerçek anlamını sorgularsak, bir şeye (genelde hayata) ucu ucuna, her an kopabilecek bir şekilde bağlı olmak, tehlike altında olmak anlamında kullanılır.

Deyimin İngilizce karşılığı biraz daha belirsiz, iplik türünü belirtmekten kaçınmışlar ki benim gibi şüpheciler merakta kalmasın: Hang by a thread (hang:  asmak/burada asılı olmak, bytarafından, (a) thread: (bir/tek) ip). İplikle bağlı olmak gibi bir anlamı var, pamuk dışında birebir aynı anlama gelir.

Şimdi de pamuk gibi çocuk var mı diye bakmaya gidiyorum.

hang by a thread