Tuhaf, saçma sapan, neredeyse aklını yitirmiş gibi hareketler yapan kişiler için söylenen deyim.
İngilizcedeki muadili: have a screw loose (have: sahip olmak, screw: vida, loose: gevşek). Gevşek vidası olan anlamına geliyor. Yani beyin bir mekanizma olarak görülüp, tüm sistemlerini bir arada tutan vidaların gevşemesi de mekanizmanın çökmeye başladığı anlamına geliyor. Ak lınyo lubir.
have a screw loose
Şöyle de bir şey yazmışız zamanında: Tahtası eksik olmak
Deyimler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Deyimler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 Ocak 2013 Çarşamba
19 Mayıs 2012 Cumartesi
Yediği kaba sıçmak
Kişinin, faydalandığı, yarar sağladığı bir yere/kişiye kötülük yapması anlamına gelen deyim.
İngilizcedeki karşılığı da neredeyse birebir aynı: Don't shit where you eat (don't: yapma, [to] shit: sıçmak, where you eat: yemek yenilen yer). Çevirisi de hemen hemen Türkçedeki hâliyle aynı: Yemek yediğin yere sıçma. Gerçi İngilizcesinde bir uyarı anlamı var, ama maksat aynı. Kakanı tuvalete yap. İnsan ol iki dakika.
Don't shit where you eat
İngilizcedeki karşılığı da neredeyse birebir aynı: Don't shit where you eat (don't: yapma, [to] shit: sıçmak, where you eat: yemek yenilen yer). Çevirisi de hemen hemen Türkçedeki hâliyle aynı: Yemek yediğin yere sıçma. Gerçi İngilizcesinde bir uyarı anlamı var, ama maksat aynı. Kakanı tuvalete yap. İnsan ol iki dakika.
Don't shit where you eat
4 Kasım 2011 Cuma
Araya mesafe koymak / mesafeli durmak
İstenmeyen kişiden ya da işten uzak durmak, belli bir ilişki dozajını geçmemek.
İngilizce karşılığı keep at a distance (keep: tutmak, saklamak, distance: mesafe). Bir kişi ile olduğunda, fazla yüzgöz olmamak için araya konulan ilişki bariyeri olarak geçiyor, ancak bir nesne söz konusu olduğunda, bu deyim, fiziksel bir aralığı da işaret ediyor. Kişi ile ilgili olan kısmı bizim için yeterli.
keep at a distance
İngilizce karşılığı keep at a distance (keep: tutmak, saklamak, distance: mesafe). Bir kişi ile olduğunda, fazla yüzgöz olmamak için araya konulan ilişki bariyeri olarak geçiyor, ancak bir nesne söz konusu olduğunda, bu deyim, fiziksel bir aralığı da işaret ediyor. Kişi ile ilgili olan kısmı bizim için yeterli.
keep at a distance
4 Nisan 2011 Pazartesi
Kolları sıvamak
Bir işi yapmaya hazırlanmak.
İngilizcesi şöyle: roll up one's sleeves (roll up: yuvarlamak, one: kişi, sleeve: kol, giysi kolu). Tam çevirisi, kişinin giysisinin kolunu yuvarlaması, olan bu deyim elbette Türkçesiyle aynı anlama işaret ediyor. Hazırlık aşamasını, gömleğin ya da giysinin kollarını kıvırmakla eğretilemek göze ve kulağa hoş gelen bir kültür kardeşliği.
roll up one's sleeves
İngilizcesi şöyle: roll up one's sleeves (roll up: yuvarlamak, one: kişi, sleeve: kol, giysi kolu). Tam çevirisi, kişinin giysisinin kolunu yuvarlaması, olan bu deyim elbette Türkçesiyle aynı anlama işaret ediyor. Hazırlık aşamasını, gömleğin ya da giysinin kollarını kıvırmakla eğretilemek göze ve kulağa hoş gelen bir kültür kardeşliği.
roll up one's sleeves
8 Mart 2011 Salı
Burun kıvırmak
Küçümsemek, önem vermemek anlamında kullanılır.
İngilizce karşılığı ise turn one's nose up. (Turn up: çevirmek, kıvırmak; nose: burun)
Buradaki birebirliğin, "omuz silkmek" maddesinde anlatılan birebirlikten farklı olduğunu düşünüyorum. Çünkü orada sözü edilen -2010'un En'lerini belirlerken de değindiğim gibi- bir jesttir. Jestlerin anlamlarındaki paralellik ise farklılık kadar şaşırtıcı değildir bana kalırsa. Her iki kültürde de omuz silkmenin önemsememek anlamına geliyor olması, el sallamanın Yunanistan'da "cehenneme kadar yolun var" anlamına gelmesi kadar ilginç değil. Buradaki burun kıvırmak ise elbette bir mimik değil, evlerden ırak, o ne be öyle! Ancak önemsemediğimiz, küçümsediğimiz şeyleri anlatırken kıvrılan uzvun aynı olması filhakika pek hoş. (Bu cümleyi de ben kurdum, evet.)
Meram benim, takdir sizin.
turn one's nose up
İngilizce karşılığı ise turn one's nose up. (Turn up: çevirmek, kıvırmak; nose: burun)
Buradaki birebirliğin, "omuz silkmek" maddesinde anlatılan birebirlikten farklı olduğunu düşünüyorum. Çünkü orada sözü edilen -2010'un En'lerini belirlerken de değindiğim gibi- bir jesttir. Jestlerin anlamlarındaki paralellik ise farklılık kadar şaşırtıcı değildir bana kalırsa. Her iki kültürde de omuz silkmenin önemsememek anlamına geliyor olması, el sallamanın Yunanistan'da "cehenneme kadar yolun var" anlamına gelmesi kadar ilginç değil. Buradaki burun kıvırmak ise elbette bir mimik değil, evlerden ırak, o ne be öyle! Ancak önemsemediğimiz, küçümsediğimiz şeyleri anlatırken kıvrılan uzvun aynı olması filhakika pek hoş. (Bu cümleyi de ben kurdum, evet.)
Meram benim, takdir sizin.
turn one's nose up
7 Mart 2011 Pazartesi
Gönül telini titretmek
Duygulanmak, içine işlemek.
Bu deyimi her ne kadar TDK Sözlüğü'nde bulamasam da kullanıldığı yerleri ve anları hatırlıyorum. İngilizcedeki karşılığını da görünce buraya yazmak gerek diye düşündüm: tear/tug at heartstring (tear: yırtmak, tug: çekmek, heartstring: aslında böyle bir kelime yok. kalp ipi, gönül ipi olarak çevirebiliriz [heart: kalp, string: ip, şerit]). Bir insanın kalp ipini çekmek/koparmak karşılığına sahip. Anlamı da, biri size bu deyimde atfedilen şeyi yaparsa, içinizde aşk veya sempati duygularının uyanmasına neden olurmuş. İngilizce deyim sitesi böyle açıklamış. Çok ilginç, çok hoş. Neredeyse birebir aynı metaforlar kullanılmış.
Biz bazıları gibi, karşıt anlamlılara geçmedik. Misyonumuzu hâlâ ve inatla sürdürüyoruz.
tear at heartstrings
Bu deyimi her ne kadar TDK Sözlüğü'nde bulamasam da kullanıldığı yerleri ve anları hatırlıyorum. İngilizcedeki karşılığını da görünce buraya yazmak gerek diye düşündüm: tear/tug at heartstring (tear: yırtmak, tug: çekmek, heartstring: aslında böyle bir kelime yok. kalp ipi, gönül ipi olarak çevirebiliriz [heart: kalp, string: ip, şerit]). Bir insanın kalp ipini çekmek/koparmak karşılığına sahip. Anlamı da, biri size bu deyimde atfedilen şeyi yaparsa, içinizde aşk veya sempati duygularının uyanmasına neden olurmuş. İngilizce deyim sitesi böyle açıklamış. Çok ilginç, çok hoş. Neredeyse birebir aynı metaforlar kullanılmış.
Biz bazıları gibi, karşıt anlamlılara geçmedik. Misyonumuzu hâlâ ve inatla sürdürüyoruz.
tear at heartstrings
27 Ocak 2011 Perşembe
Lafı ağızdan almak
Karşıdaki kişinin söyleyeceği şeyi, önce davranarak söylemek. Lafı ağzından alınan bünyede, sallanıp da kapağı bir türlü açılmayan gazoz etkisi yapar.
İngilizcedeki karşılığı şöyle: took the words right out of my mouth (took [take fiilinin çekimi]: almak, word(s): sözcük(ler), my: benim, mouth: ağız). Bazı sözcüklerin birebir karşılıklarını yazmadım zira çok saçma görünecekti. Deyim içinde, diğer sözcüklerle kullanılınca bir anlam ifade ediyor böyle sözcükler. Sadede gelirsek, bu deyimin Türkçe çevirisi, "sözcükleri tam ağzımdan aldım" gibi bir şey oluyor. Anlamı elbette birebir aynı. Biçim de, dilegeliş de aynı.
took the words out of my mouth
İngilizcedeki karşılığı şöyle: took the words right out of my mouth (took [take fiilinin çekimi]: almak, word(s): sözcük(ler), my: benim, mouth: ağız). Bazı sözcüklerin birebir karşılıklarını yazmadım zira çok saçma görünecekti. Deyim içinde, diğer sözcüklerle kullanılınca bir anlam ifade ediyor böyle sözcükler. Sadede gelirsek, bu deyimin Türkçe çevirisi, "sözcükleri tam ağzımdan aldım" gibi bir şey oluyor. Anlamı elbette birebir aynı. Biçim de, dilegeliş de aynı.
took the words out of my mouth
18 Ocak 2011 Salı
Soğuk ter dökmek
Korkmak, heyecanlanmak.
İngilizcesi: in a cold sweat (in: içinde olmak, cold: soğuk, sweat: ter/terlemek). Bizde soğuk ter dökmek olarak söylenen deyim, onlarda soğuk terler içinde olmak gibi bir anlamda kullanılıyor. Anlamı birebir aynı.
Bir kısa-ama-öz eşleşmede daha görüşmek dileğiyle.
in a cold sweat
İngilizcesi: in a cold sweat (in: içinde olmak, cold: soğuk, sweat: ter/terlemek). Bizde soğuk ter dökmek olarak söylenen deyim, onlarda soğuk terler içinde olmak gibi bir anlamda kullanılıyor. Anlamı birebir aynı.
Bir kısa-ama-öz eşleşmede daha görüşmek dileğiyle.
in a cold sweat
17 Ocak 2011 Pazartesi
Ağzı sulanmak
İmrenmek anlamına geliyor.
İngilizcesi make someone's mouth water (make: yapmak, hale getirmek, someone: biri, mouth: ağız, water: su) ise daha çok birinin ağzını sulandırmak anlamına gelse de esas noktayı atlamamak lazım: İmrenme hali her iki dilde de ağız sulanmasıyla betimleniyor.
make someone's mouth water
İngilizcesi make someone's mouth water (make: yapmak, hale getirmek, someone: biri, mouth: ağız, water: su) ise daha çok birinin ağzını sulandırmak anlamına gelse de esas noktayı atlamamak lazım: İmrenme hali her iki dilde de ağız sulanmasıyla betimleniyor.
make someone's mouth water
13 Ocak 2011 Perşembe
Çelik gibi sinirleri olmak
(Ya da sinirleri çelik gibi olmak)
Sabırlı, sakin ve sinirleri sağlam olan kişiler için kullanılır. (SS'lerin adının nereden geldiğini merak edenler için.)
İngilizce karşılığı ise nerves of steel (nerve[s]: sinir[ler], asap, steel: çelik). Birebir çevirisi için, sinirleri çelikten (yapılma) denebilir. Her iki dilde de sinir yapısı sağlam insanları tanımlarken çelik sözcüğü seçilmiş.
Ama devir değişti, e tabi çelik de değişti.
nerves of steel
Sabırlı, sakin ve sinirleri sağlam olan kişiler için kullanılır. (SS'lerin adının nereden geldiğini merak edenler için.)
İngilizce karşılığı ise nerves of steel (nerve[s]: sinir[ler], asap, steel: çelik). Birebir çevirisi için, sinirleri çelikten (yapılma) denebilir. Her iki dilde de sinir yapısı sağlam insanları tanımlarken çelik sözcüğü seçilmiş.
Ama devir değişti, e tabi çelik de değişti.
nerves of steel
27 Aralık 2010 Pazartesi
Kraldan çok kralcı olmak
Kraldan çok kralcı olmak, bir şeyi o şeyi bulan/ortaya koyan insandan daha çok savunmak, o kişiye yalakalık yapmak anlamında kullanılır. Muhteşem TDK'ye göre (farketmemiş olanlar için: İroni yapıyorum) birinin davasını ondan çok savunur olmak da demekmiş. Ülkemizde örnekleri bolca olduğundan örnek verme gereği duymadım.
Deyimimizin İngilizcesi more royalist than the king (more: daha fazla, royalist: kralcı, kral yanlısı, than: burada -den -dan anlamında, king: kral). Çevirisi de anlamı da birebir aynıdır.
Bu deyim ayrıca başka dillerde de mevcut
Fransızca: plus royaliste que le roi
Almanca: katholischer als der papst
Deyimi gönderen Ahmet Arkın'a buradan teşekkürü borç bildim, nihayet bana da birileri bir şeyler gönderiyor, Ali'nin yanında ezik kalmıyorum, mutluyum.
Deyimimizin İngilizcesi more royalist than the king (more: daha fazla, royalist: kralcı, kral yanlısı, than: burada -den -dan anlamında, king: kral). Çevirisi de anlamı da birebir aynıdır.
Bu deyim ayrıca başka dillerde de mevcut
Fransızca: plus royaliste que le roi
Almanca: katholischer als der papst
![]() |
| Google Görsel Arama'da Kraldan çok kralcı için çıkan ilk sonuç. |
Deyimi gönderen Ahmet Arkın'a buradan teşekkürü borç bildim, nihayet bana da birileri bir şeyler gönderiyor, Ali'nin yanında ezik kalmıyorum, mutluyum.
19 Aralık 2010 Pazar
Sudan çıkmış balığa dönmek
Kişinin, daha önce başına gelmeyen bir durumda kalarak ne yapacağını bilememesi.
Aynı durum İngilizcede de aynı şekilde belirtiliyor: fish out of water (fish: balık, out of: dışında, water: su). Suyun dışındaki balık anlamına gelen bu ifade, aynı anlama işaret ediyor. Balığın sudan çıktığındaki çaresiz durumu, ataları, her iki kültürde de benzer bir sonuca götürmüş.
fish out of water
Aynı durum İngilizcede de aynı şekilde belirtiliyor: fish out of water (fish: balık, out of: dışında, water: su). Suyun dışındaki balık anlamına gelen bu ifade, aynı anlama işaret ediyor. Balığın sudan çıktığındaki çaresiz durumu, ataları, her iki kültürde de benzer bir sonuca götürmüş.
fish out of water
14 Aralık 2010 Salı
Aynı gemide olmak
İyiliğin de kötülüğün de herkes için eşit olduğunu çünkü şartların herkes için aynı olduğunu belirtir.
İngilizcedeki karşılığı da oldukça yakın: be in the same boat ([to] be: olmak, in: içeride, same: aynı, boat: gemi/tekne). Ne yakını yahu, aynıymış: "aynı gemide/teknede olmak." Anlamı ve söz dizimiyle de birebir aynı. Böyle bir deyim için, her iki kültürde de karada ya da havada değil de, denizde giden bir taşıtı seçmek gerçekten ilginç. Çeviri değilse, çok heyecanlı ve güzel bir ortaklık anlamına geliyor.
be in the same boat
İngilizcedeki karşılığı da oldukça yakın: be in the same boat ([to] be: olmak, in: içeride, same: aynı, boat: gemi/tekne). Ne yakını yahu, aynıymış: "aynı gemide/teknede olmak." Anlamı ve söz dizimiyle de birebir aynı. Böyle bir deyim için, her iki kültürde de karada ya da havada değil de, denizde giden bir taşıtı seçmek gerçekten ilginç. Çeviri değilse, çok heyecanlı ve güzel bir ortaklık anlamına geliyor.
be in the same boat
7 Aralık 2010 Salı
Açık yürekli
İçinden geçenleri filtresiz bir şekilde, sonunda ne olacağını düşünmeden açıkça söyleyen ve bu şekilde davranan kişileri nitelemek için kullanılır.
İngilizcede bu kişilere şöyle deniyor: open-hearted (open: açık, heart: kalp). Çevirisi, bizim Türkçe deyimimizle birebir aynı. İçi dışı bir olmanın, her iki kültürde de, yaşam kaynağı olan "kalbin" açıklığı ile nitelendirilmesi bence ilginç ve güzel bir nokta.
open-hearted
İngilizcede bu kişilere şöyle deniyor: open-hearted (open: açık, heart: kalp). Çevirisi, bizim Türkçe deyimimizle birebir aynı. İçi dışı bir olmanın, her iki kültürde de, yaşam kaynağı olan "kalbin" açıklığı ile nitelendirilmesi bence ilginç ve güzel bir nokta.
open-hearted
1 Aralık 2010 Çarşamba
Kafa kafaya vermek
Birkaç kişinin biraraya gelip bir sorun çözüm üretmek için yardımlaşması, fikir alışverişinde bulunması.
İngilizcedeki amcalarımız, teyzelerimiz buna şöyle demişler: put heads together (put: koymak, head: kafa/baş, together: birarada). Tam çevirisi "kafaları biraraya getirmek" oluyor. Anlamı da aynı, dizilişi de aynı.
put heads together
Hamiş: Bunu da Selen gönderdi, sağ olsun. Bir de düzelti yaptı. Ben geçen gönderdiği deyimde, onun Eski Yunanca'da yüksek lisans yaptığını söylemişim. Değil efenim. Eski Yunanca, lisans eğitimini aldığı yer. Yüksek lisansını Eski Çağ Tarihi'nde yaptı. Gözlerinden öperim.
İngilizcedeki amcalarımız, teyzelerimiz buna şöyle demişler: put heads together (put: koymak, head: kafa/baş, together: birarada). Tam çevirisi "kafaları biraraya getirmek" oluyor. Anlamı da aynı, dizilişi de aynı.
put heads together
Hamiş: Bunu da Selen gönderdi, sağ olsun. Bir de düzelti yaptı. Ben geçen gönderdiği deyimde, onun Eski Yunanca'da yüksek lisans yaptığını söylemişim. Değil efenim. Eski Yunanca, lisans eğitimini aldığı yer. Yüksek lisansını Eski Çağ Tarihi'nde yaptı. Gözlerinden öperim.
26 Kasım 2010 Cuma
Ne pahasına olursa olsun
Bir amaca ulaşmak için, sonuçları ne olursa olsun her türlü zorluğu göze almak anlamına gelir
İngilizcedeki kardeşlerim bu deyimi şöyle kullanıyorlar: at all costs (at: -de/-da, all: her/tüm, cost: maliyet/eder/paha). Birebir çevirirsek "tüm maliyetlerde" gibi saçma sapan bir karşılığa denk geliyor, ancak İngilizce düşünme mekanizmasını harekete geçirdiğinizde, bizim deyimimizle aynı algı noktasına hitap ettiğini fark ediyorsunuz. Ben size İngilizce düşünemezsiniz demedim.
at all costs
(Bu da mı gol değil The Dude ve tehlikeli fasulye? Ha, bu da mı gol değil?)
İngilizcedeki kardeşlerim bu deyimi şöyle kullanıyorlar: at all costs (at: -de/-da, all: her/tüm, cost: maliyet/eder/paha). Birebir çevirirsek "tüm maliyetlerde" gibi saçma sapan bir karşılığa denk geliyor, ancak İngilizce düşünme mekanizmasını harekete geçirdiğinizde, bizim deyimimizle aynı algı noktasına hitap ettiğini fark ediyorsunuz. Ben size İngilizce düşünemezsiniz demedim.
at all costs
(Bu da mı gol değil The Dude ve tehlikeli fasulye? Ha, bu da mı gol değil?)
19 Kasım 2010 Cuma
Çürük yumurta
Güvenilmez, kötü insanları tanımlamak için kullanılır.
İngilizcede de buna karşılık bir şey var: bad egg (bad: kötü, egg: yumurta). Aynı anlamda kullanılıyor, hiç merak etmeyin. Yumurta her yerde yumurta.
bad egg
Not: Bu deyimi bize ileten Perçem'e çok teşekkürler. İlk misafir deyimimizi almış olduk. Sağ olsun.
İngilizcede de buna karşılık bir şey var: bad egg (bad: kötü, egg: yumurta). Aynı anlamda kullanılıyor, hiç merak etmeyin. Yumurta her yerde yumurta.
bad egg
Not: Bu deyimi bize ileten Perçem'e çok teşekkürler. İlk misafir deyimimizi almış olduk. Sağ olsun.
Pamuk ipliğiyle bağlı olmak
Her ne kadar pamuk ipliğini sert bir ip olarak bilsem de (olmaya da bilir tabii, bilen biri bizi aydınlatsın) bir şeye pamuk ipliğiyle bağlı olmak deyimi, TDK Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü'ne göre "pamuk ipliğiyle bağlanmak *" demekmiş. Kaynak olarak bu sözlüğü neden kullanmadığımı anlayabilmişsinizdir. Kendilerini bu yaratıcı açıklamalarından dolayı tebrik ettikten sonra gerçek anlamını sorgularsak, bir şeye (genelde hayata) ucu ucuna, her an kopabilecek bir şekilde bağlı olmak, tehlike altında olmak anlamında kullanılır.
Deyimin İngilizce karşılığı biraz daha belirsiz, iplik türünü belirtmekten kaçınmışlar ki benim gibi şüpheciler merakta kalmasın: Hang by a thread (hang: asmak/burada asılı olmak, by: tarafından, (a) thread: (bir/tek) ip). İplikle bağlı olmak gibi bir anlamı var, pamuk dışında birebir aynı anlama gelir.
Şimdi de pamuk gibi çocuk var mı diye bakmaya gidiyorum.
hang by a thread
Deyimin İngilizce karşılığı biraz daha belirsiz, iplik türünü belirtmekten kaçınmışlar ki benim gibi şüpheciler merakta kalmasın: Hang by a thread (hang: asmak/burada asılı olmak, by: tarafından, (a) thread: (bir/tek) ip). İplikle bağlı olmak gibi bir anlamı var, pamuk dışında birebir aynı anlama gelir.
Şimdi de pamuk gibi çocuk var mı diye bakmaya gidiyorum.
hang by a thread
Pişmiş aşa su katmak
Planlanan, hesaplanan ve yolunda giden bir işi bozmak, çomak sokmak.
Cevriye, pişmiş aşa su kattı.
İngilizcedeki karşılığı ise biraz zorlamayla aynı anlama çekilebiliyor: pour cold water on something (pour: dökmek, cold: soğuk, water: su, on: üzerine, something: bir şey). Tam Türkçe karşılığı, bir şey üzerine soğuk su dökmek. Anlamı da birebir aynı. Tek farklılık, biz bir de işin içine pişmiş aş katıyoruz. O kadar kadı kızı olur. Kusur.
pour cold water on
Cevriye, pişmiş aşa su kattı.
-Refik Halit Karay (Tam TDK olalım)
İngilizcedeki karşılığı ise biraz zorlamayla aynı anlama çekilebiliyor: pour cold water on something (pour: dökmek, cold: soğuk, water: su, on: üzerine, something: bir şey). Tam Türkçe karşılığı, bir şey üzerine soğuk su dökmek. Anlamı da birebir aynı. Tek farklılık, biz bir de işin içine pişmiş aş katıyoruz. O kadar kadı kızı olur. Kusur.
pour cold water on
20 Nisan 2010 Salı
Yüreği ağzına gelmek
Aşırı korkmak, heyecanlanmak anlamına gelir.
İngilizcedeki karşılığı da şöyle: heart is in mouth (heart: kalp, in: içinde, mouth: ağız). Makina çevirisi yürek ağızda olarak yapılabilir, ama biraz güzel bir tercümeyle bizim atasözümüzle aynı anlama varacak hale getirebiliriz. Gerçekten de böyle olunca bu deyim, bizimkiyle birebir aynı şeyi söyler.
heart is in mouth
İngilizcedeki karşılığı da şöyle: heart is in mouth (heart: kalp, in: içinde, mouth: ağız). Makina çevirisi yürek ağızda olarak yapılabilir, ama biraz güzel bir tercümeyle bizim atasözümüzle aynı anlama varacak hale getirebiliriz. Gerçekten de böyle olunca bu deyim, bizimkiyle birebir aynı şeyi söyler.
heart is in mouth
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
